POE OKUMAK Üzerine...

Dila Altındiş


Baştan söylemeli, hantal zekalar Poe' da değişik tatlar bulmayacaktır. “Kurgudaki hiç bir noktanın şans eseri ya da ilhamla bulunmadığını, eserin bir matematik probleminin kesinliği ve şaşmazlığıyla sonuca doğru adım adım ilerlediği" ni gösteren üslubuna hazırlıklı olmalıdır okuyucu. Gerçekte ise -ki ona göre tek gerçeklik düşsel olandır- yazılarına takındığından farklı bir tavır geliştirir hayata karşı. " Her şey sonuç içindir" mottosuyla kendi bilinçaltı dünyasına marş ederken tinsel özlemlerini Dehşet' in dünyasında bastırır. Hayat'ın nerede bitip Ölüm'ün nerede başladığını gösteren sınırın bulanıklığı zihnini meşgul eden umutsuzluğun kaynağıdır. Bir de kadınlar var tabii...
Poe için güvenilmezliğinin, sorumsuz davranışlarının onu kibire ve paranoyaya sürüklediği, zaaflarının onu kabul edilmesi zor birine çevirdiği söylenir. Kalıtsal bir sinirsel dengesizlikle beraber çocukluğunda yaşadığı travma, yaşadığı devrin şartlanmaları, toplumsal önyargılar, kişiliğinin olumsuzlanmasına sebepler olarak gösterilebilir ancak sorulması gereken soru şudur: Sapkın psikolojilerin üzerine, Poe kadar modern ve çarpıcı ışık düşürebilmiş başka bir Amerikalı yazarla karşılaşır mıyız?


Horace Walpole' un "Otranto Kalesi" öyküsünün popülerlik kazandırdığı İngliz

" gotik öykü " fabrikatörlerine karşı, Poe 'nun kendisi bir protestoydu çünkü onun KORKUları ruha iliışkindi. Kendi doğasının bilinci, olası tatminleri Poe' dan esirgiyor olabilirdi ancak "budala çağdaşları", içinde bulundukları ilerleme çağı gereği, huysuz ruhların girdabına, sapkın kişiliklerin dehşetine vakıf olamadan, duraksamadan özdeğe yöneleceklerdi. Ve elbette kurgusal korku-öykülerindeki doğa-üstü karanlık güçler, modern insanın gururunu okşayacak cinsten olmasa da romantik yazarların vazgeçemedikleri temalardı. Poe 'yu diğerlerinden ayıran şeyin, büyük ölçüde tekniği olduğunu söylemek de yanlış olmaz. Yazarların Amerikan toplumuna katkılarının tartışıldığı bir devirde Poe 'ya Amerikalılardan çok Fransızların hayranlık duymalarına sebep, simgesel anlatımlarda açımlanan 'tutku'nun Charles Baudelaire tarafından keşfedilmesi oldu. Çağdaşı James Russel Lowell , Poe için "3/5 i deha, 2/5 i boş laf" derken; Ralph Waldo Emerson ona " Jingle-man " yakıştırmasını yaptı. Sonraları ise Stephane Mallarme, Poe ile sembolizmin habercisi olarak tanışacaktı. Poe' nun, ölümü, gizemi, anlaşılamaz olanı ele alış biçimi, doğaüstü'ne susamış on dokuzuncu yüzyıl insanını besliyordu. Düşlerin gerçekleştiği ülkede doğa-ötesini sorgulama; tutkuları, çaresizliği, KORKU' yu anlamlandırma eğilimi, Poe 'nun kurnaz kurgularında, nükteli üslubunda pekişiyordu. Poe, sanatı kavramanın zekanın işleyişi olduğunu ileri sürerek sanatı ve üzerinde çalıştığı öykü türünü yüceltirken, öykülerinin çıkış noktasını insan doğasından duyduğu hoşnutsuzluktan alarak eleştiriye maruz kalıyordu. Ama ona göre ussal olarak açıklanması olanaksız olan Güzel' ancak usdışı, doğaüstü atmosferlerde gerçekliğini bulabilirdi. Şeytan'ın da Güzel'in de ayrıntıda gizlendiği inancına yandaşlar bulmak ümidiyle, en hüzünlü karakterler, en kasvetli malikaneler, en görkemli imgelemler arasında kendini arındırıyordu belki kim bilir...
İnsanın içinde, der o,


modern felsefenin dikkate almak istemediği gizemli bir güç vardır ; bu

isimsiz güç bilinmedikçe pek çok insani
eylem açıklanamaz ve açıklamasız kalacaktır. Bu eylemleri çekici kılan

tek şey kötü ya da tehlikeli olmalarıdır.
İnsanı aynı anda bir katil ve intihar eden kişi yapan bu ilkel güç doğal

sapkınlıktır çünkü şeytani bir incelikle,
bir takım kötü ve tehlikeli eylemlerin ardında akla uygun bir gerekçe

bulmanın olanaksızlığı bizi onların şeytan
tarafından verilen tavsiyelerin sonuçları olduklarına inanmaya itebilirdi

eğer deneyim ve tarih bize Tanrı'nın bu eylemlerden çoğu kez

düzeni sağlamak ve kötüleri cezalandırmakta faydalandığını göstermeseydi;

aynı kötüleri suç ortakları olarak kullandıktan sonra!


Acı, korku ve sinir bunalımlarıyla örülmüş öykülerinin, ürkek ruhunun aradığı bir kaçış olabileceğini düşünmek mümkün. Baudelaire Poe 'nun edebiyatını şöyle tanımlar:

"Bölümlerinin şaşırtıcılık uğruna ustalıkla düzenlendiği, üslubunun gayet

güzel kotarıldığı, dilin ve aruzun sunduğu kaynakların kusursuz bir el

tarafından şekillendirildiği bir şiir ya da roman söz
konusudur. O lanetlemenin her gürleyişinde -laf aramızda, genellikle

sevdiğim bir şaire yönelir- şöyle bir karşılık verme isteği kaplıyor

içimi: Beni de kendiniz gibi barbar mı sanıyorsunuz, kendimi
sizinki gibi kasvetli bir eğlenceyle oyalayabileceğime mi inanıyorsunuz”
Edgar Allan Poe'nun , zihnin yeraltı dünyasında varettiği dehşetin ereği, uyandırdığı duygularla vicdanı kusursuzlaştırmak olabilir. Sanatı sanat (kendi) için yapmış da olabilir ama bunlar fantastik edebiyata ciddiyet getirmiş olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Nihayetinde o, kısa öykü türünü yücelten, gerçeküstünün

üstatlarından biridir işte.



USHER EVı üzerine...


Usher Evi' nin Çöküşü, ensest ilişkiye giren iki ikiz kardeşin tinsel dehşetinin maddeye bulaştığı nefes kesen nefis bir öyküdür. Öyküyü aktaran şahıs, okurun tarafındaki bir sırdaş gibi, Usher Evi' ne davet edilir ancak nedenini tam olarak bilmemektedir. Yanlız kendisine Usher'dan gönderilen mektupta zihinsel bir hastalık durumu olduğundan dem vurulur. Roderick Usher ve kızkardeşi Madeline' in insanın hayal gücünü harekete geçiren tarifleri ile aşırı köhne, havasız, çürümüş
konak betimlemeleri, öykünün sonuna dek semsemletici bir etkiyle gerçeğin kapılarının altından gerçek-üstünün atmosferine sızmaya başlar. Eşyanın, müzik ve resmin içindeki şifrenin gitgide çözülmesi ile insan ruhuna ait sıradışı sırlar aydınlığa çıkar.Buna rağmen öykü, karanlık güçlerin hasta ruhları temizlediği püri-pak bir dünyaya elverişli bir şekilde sonlanmaz.
Doğası gereği Roderick Usher, duyuları baskın olduğunda sapkınlığa, doğa-üstüne yöneldiğinde ise yokoluşa sürüklenirken, okuyucu bilinen sona doğru ilerlediğinin bilincindedir çünkü yazarın kullandığı dil iki teorinin uzlaşmaz çelişkisini içinde barındırır. Özdeksel olma çabasındaki tin ve tinsel olma çabasındaki özdek, gerçek ve düş birbirinin içine geçmiştir. Başka dünyalara has bir tonu vardır öykünün. Usher, doğa-üstünün temsiliyse, onun çöküşünde de bir alaycılık söz konusudur. Öyküyü aktaran şahıs, Usher Evi'nin mimarisindeki çarpıklığın ruhundaki etkileri üzerine izlenimlerini şu şekilde tarif eder:


" Batıl inancımın giderek daha fazla bilincine varmakla onu yoğunlaştırdığım

kesindi. Uzun süredir bildiğim gibi, kökeni dehşete dayanan tüm duyguların

böyle paradoksal bir doğası vardır. "


Evin, insanı huzursuz eden yanı, fiziksel dünyanın etkilerinden korunmuşluğudur ki bu Usher'ın sanata karşı aşırı ilgisini açıklığa kavuşturur. Usher' ın heyecanlı ve son derece huzursuzluk veren idealizmi, gücünü kendi çürümüşlüğünün bilincinden alır. Örneğin, Usher' ın aşırı bir duyarlılık gösterdiği okuma saatleri, dış dünyaya ilgisini yitirdiğinin göstergesidir. [ Eğer bir ölümlü bir fikrin resmini yapmışsa bu Usher' dı. ] Ayrıca tasvir edilen " çıplak duvarlar ve gözleri andıran boş pencereler Usher' ın çürüyen zihin ve bedeninin temsilidirler. Evin üst kısımları daha az iç karartıcıdır tıpkı bilinç dünyasının yeraltı katmanlarının daha bunaltıcı olduğu gibi.


Gerçeğin bilgisinin deneyimle ve özellikle duyularla kazanıldığı düşüncesi ile, gerçeğin tinsel ve ideal dünyada varolduğu düşüncesinin savaşımı, Usher Evi' nin Çöküşü üzerinde etkili olan iki yaklaşımın belkemiğidir . Burada öykünün işlevinin olduğu varsayılırsa, bunun iki düşünce dizgesine de başkaldıran bir tarafsızlık olduğu ileri sürülebilir. Kuşkusuz öykülerinin temelini, John Locke 'un Ampirizmi üzerine inşa etmeyi tasarlayan yazar, duyuların denetimindeki bilinci esas alan bir kurgu hazırladı. Ancak Locke' un doğuştan gelen bilgiyi reddeden felsefesi [kartezyen doktrin ise, insanın inkar edilmez gerçek idealarla doğduğu görüşünü savunur], bilme-nin olanaklı, gerçeğin kavranılabilir olmadığı durumda Hristiyanlık doktrinlerini sıraladı. Locke, Hristiyanlık ve -Tanrı'nın dünyayı yaratıp kendini usla yönetmeye terkettiği görüşünü oluşturan- Deizmi buluşturduğu noktada, insanın usuyla, Tanrı'nın beklentilerini anlayabileceğini savunurken bu arada doğa-üstü güçleri ya da ısa' yı ve mucizeleri yadsımış oldu. Öyleyse bu öyküde duyuların bilgisinin [deneyselin] ışığındaki benlik arayışı ve içe dönme [deney-üstü] insanı tam bir kaosa sürüklemiştir denilebilir. Öykünün sonunda dolunayın [deliliğin sembolü] kan kırmızısı ışığı yazarın beynini döndürmüştür çünkü olanlar duyularla algılanabilir gerçekliğin sınırını aşmak üzere Usher Evi' ni ve neslini bambaşka bir dünyaya taşımaktadır...


Buradan sonrasını kısaltmak isteyebilirsin...

POE Üzerine...


Poe'nun, her ikisi de gezici tiyatro oyuncuları olan Elizabeth ve David Poe'nun oılu olarak Boston' da dünyaya geldiıi 1809 yılında, faydacı ahlakın gururlu ülkesi, tarih sahnesinde yerini henüz almaktadır. Alkolik baba David' in onsekiz yaıında terkettiıi anne Eliza, Poe iki yaıındayken tüberküloz nedeniyle hayatını kaybeder. 1815' te John Allan isimli bir tütün tüccarı ve karısı Frances - kendisi de bir evlatlıktır - Edgar' ı evlat edinirler. Poe' nun kızkardeıi Rosalie, MacKenzie ailesi tarafından yetiıtirilir ama öırenildiıine göre sonradan akli dengesini yitirir.
Edgar' ın, Allan' larla yaıadııı ilk yıllara iliıkin fazla bir bilgi yoktur. Edgar altı buçuk yaıına geldiıinde
ıngiltere'ye taıınmalarıyla deıiımiı gibi görünse de makus talihi, kendine baıka zorluklar çıkarır.Londra' daki tütün pazarı çalkantılıdır ve John Allen kendini tamamiyle iıe vermiıtir. Frances son derece hastadır ve Richmond ' ı özler. Zaten üç- dört sene içinde Londra piyasası batar ve apar topar New York 'a dönerler. Edgar, Londra' daki günlerinde mutsuz ve yalnız olduıunu hatırlar.
Richmond ' ta ilk şiirlerini yazmaya baılayan Edgar Poe aynı zamanda iyi bir koıucu ve yüzücüdür.
On dört yaıındayken sınıf arkadaılarından birinin annesine -Mrs.Jane Stanard - büyülenir ve o mutsuz olduıunda ilk gittiıi kiıidir. Eıer Jane delirerek 31 yaıında ölmeseydi, Edgar 'ın annesinin yerini alması olasıydı denir. Edgar Poe 'nun ilk romantik iliıkisinin Virginia Üniversitesi' nde Elmira Royster adında bir kızla yaıadııı bilinir. Ama bu ilgi daha çok tek taraflıdır. Jane' in ölümü, Elmira' nın yokluğu ve Allan' ın üniversite masraflarını karşılamaması üst üste gelince Edgar çaresizliıin ortasına fırlatılır. 1826 yılında Virginia Üniversitesi' nde Yunanca, Latince, ıspanyolca, ıtalyanca öırenim gördüıü sırada, Poe, kumar ve uzantısı olabilecek alkolizm nedeniyle borçların yükünü kaldıramadan üniversiteden ayrılmak zorunda kalır.
1827'de Edgar A. Perry adı altında orduya başvurur ve bir sene içinde askeri disipline uyum saılar. Bu süre zarfında düzenli olarak Mr. Allen ' a mektup yazmaktadır. 1829 yılında, Mrs. Allen' ın ölümünden sonra West Point Askeri Akademisi' ne kaydolur ama oranın tekdüze yaşantısını da terkeder. ıiirlerinin basıldııı 1831 yılında, Baltimore' da yoksulluk içinde yaıayan teyzesi Mrs. Clemm' e sııınır. ıiirleriyle dilediıi ilgiyle karıılaıamayan Poe, kısa öyküler yazmaya karar verir. Tuhaf, fantastik, ölüm ve delilikle ilgli, takıntılı öyküler yazar. 1835 'te "ıiıedeki Elyazması" öyküsüyle haftalık bir gazetenin ödülünü kazanır. Jürilerden birinin desteıiyle Souther Literary Messenger' ın yayın yönetmeni olur, sonra derginin satırları 7 katına çıkararak adını duyurur ancak periyodik alkolizmi dergiden atılmasına sebep olur.
Poe, 1836' da, teyzesinin 13 yaıındaki cılız, solgun kırılgan yapıdaki, çocuksu karekterli kızı Virginia ile evlenir. Virginia, ıiirlerinin ve öykülerinin belkemiıini oluıturan hastalıklı, ölümcül atmosferin ta kendisidir. 1847' de karısını da tüberkülozdan kaybettikten sonra alkolün de etkisiyle bir kaç kere intiharı dener. Poe 'nun karısının annesi Maria Clemm' e de aı ık olduıu da söylenir.
Evliliıin ardından 1838' de Herman Melville ' in Moby Dick' inin etkisini taııyan ve baı karakteri kendi çeıitlemesi olan " Arthur Gordon Pym " in öyküsünü yayımlar. Ertesi yıl Philedelphia' da Burton's Gentleman's Magazine 'in yayın yönetmenidir. Yatılı öırencilik yıllarından 'ikiz' temasının iılendiıi " William Wilson" ve "Usher Evi' nin Çöküıü" adlı öykülerini de burada yayımlar. 1839' da " Grotesk ve Arabesk Öyküler 'e", 1840' ta kapanan Burton's yerine yayımlanan dergide ilk polisiye öyküsü olan " Morgue Sokaıı'ndaki Cinayet " e yer verir. 1845' te "Altın Böcek" öyküsüyle ödül kazanmasına rağmen New York' a taıınır ve " Kuzgun ve Baıka ıiirler " adlı kitabını yayımlatır. Bu arada Broadway Journal' ın yayın yönetmenliıini üstlenir. 1849 yılında Baltimore hastanesinde 'Delirium Tremens' krizleri içinde ölür.