PLATON VE YENİ PLATONCULUK Ayşın Obruk
Antikçağ sonlarına doğru hıristiyanlığın yayılması ve bu dini belirli temellere oturtma çabası, farklı düşüncelerin ortaya çıkmasına, bu düşüncelerin dini inançlarla birleşerek yeni felsefi akımların oluşmasına neden olmuştur. Bu durumda, mistik unsurlar içeren ve maddeye dayalı olmayan Platon felsefesine yeniden yönelinmiştir, çünkü Platon, o döneme kadarki filozofların özdekçi öğretilerinden farklı olarak idealist düşünce sistemini oluşturmuştur. Bunu yaparken; sofistlerin algıya ve algının yanıldığı düşüncesine dayanan felsefelerinin etkisiyle, kendi öğretisini “us”a dayandırmıştır. Böylece deneyimlerle kavramları birbirinden ayırmıştır. Yine sofistlerin dış dünyayı değil, insanı merkez alan görüşleri ve Sokrates'in erdem ve etik üzerine yoğunlaşmış olması, Platon'un ahlak ve toplum konularında da mutlak olanı aramasına yol açmıştır. Bunun sonucunda “iyi” kavramını ele almış ve şöyle demiştir: “İyi, doğru bir yaşamın kesin ölçütü ve amacıdır.” Bu tezini ruhun ölümsüzlüğü ile bağdaştırır. Ruh ölümsüz olduğuna göre “doğru” ile daha önce karşılaşılmış olmalıdır. Öyleyse insanlar bilgi edinmez, zaten varolan bilgiyi anımsarlar. Anımsanan sürekli bilgidir ama bir de algılamayla oluşan bilgi vardır. Bu ayrımdan yola çıkarak; gelip geçici, göreceli bilgilerin bulunduğu, başı ve sonu olan “duyulur dünya” ile sürekli ve gerçek bilgilerin elde edildiği değişmeyen “idealar dünyası” ayrımı oluşmuştur. Bu nedenle mutlak bilgilere ulaşılması için kavramlar kullanılmalıdır. Çünkü kavramlar, nesneler yokken de vardır. Örneğin; idealar dünyasında bir tane “at” ideası vardır ve duyulur dünyadaki “atlar” ona ulaşmaya çalışırlar. Bu idea, duyulur dünyada hiç at kalmasa da kavram olarak varolacaktır çünkü bu dünyada hiç at yokken bile “at” kavramı zaten vardır. Duyulur dünyadaki nesneler ideaların yansımasıdırlar. Bu dünyada “güzel” değil, “güzel kadın” vardır. İdealar dünyasında her şeyin bir ideası olduğu gibi “güzel” ideası da bulunur ve “güzel kadın” da bu ideanın bir parçasını taşır. Ruhun ölümsüz olması da kökünün idealar dünyasında olmasının bir sonucudur. Öncesiz ve sonrasızdır fakat beden içinde bir hapishanede gibidir. Kendini bilgi ve erdemle kurtarabilir. İdealar dünyasının en yüksek ideası “iyi” ideasıdır. Bu idea duyulur dünyayı oluşturur, biçimsiz olan maddeye kendi biçimini kazandırır. Bu nedenle Platon'un “iyi” ideası, onun mimari tanrı anlayışına karşılık gelir. Onun anlayışına göre mükemmel olan aynı zamanda iyi olandır. Sonuç olarak “iyi” ideası diğer bütün ideaları oluşturur. Bunlar da özdeğe biçim vererek duyulur dünyayı oluşturur. Bu dünya idealar dünyasının yalnızca ona ulaşmaya çalışan bir kopyası, yansımasıdır. Platon'un bu felsefesi İskenderiye'de mistik bir düşünür olan Philon'un yahudilik ve yunan felsefesinin sentezini yapmasıyla gelişmiştir. Mimar tanrı yerine yaratan tanrı anlayışının ve buna benzer başka mistik unsurların yerleşmesiyle Yeni Platonculuk akımının temelleri atılmıştır. Yeni Platonculuk'un okulları arasında en etkilisi Plotinosçuluk'tur, bu nedenle Plotinos Yeni Platonculuk'un kurucusu kabul edilir. Plotinos, öğretisini maddi olana karşı gelerek temellendirir. Platon'un idealizmini fazlasıyla ön plana çıkarmış, özdeği tamamen reddetmiştir. Böylece Platon'un mistik yanı ile hıristiyanlığın bazı anlayışlarını ortak bir düşüncede toplamıştır. Zaten onun özdekçi bu dünyayı reddedişi hıristiyanlığın ölümden sonraki dünyası ve Platon'un başı ve sonu olmayan dünyası ile paralellik gösterir. Ancak Platon ve Plotinos'un tanrıları farklıdır. Platon'un “iyi” ideası yalnızca bir ideadır fakat Plotinos'un tanrısı “bir olan”dır. Bu “birlik”, ideaları da kapsamına alır ve ondan üstün bir niteliğe sahip olur. Diğer her şey ondan oluştuğu için bu tanrı, yaratan tanrı sıfatıyla Platon'un mimar tanrısından farklıdır. Ayrıca Plotinos'un tanrısı niteliksiz olduğundan, hiçbir şey ve aynı zamanda da her şeydir. Bütün evren bu “bir”den oluşmuştur, her şey ondan doğmuştur ve yine ona dönecektir. Her şeyin ilki olduğuna göre kendi kendine yeter. Tüm varlıkların en tamı ve güçlüsü olduğundan kendiliğinde kalamaz ve başka varlıklar oluşturur. “Bir” bir kez farklılaşarak yaratılışı başlatır. Kendisinden ayrı bir şey oluşturur. Bu yaratma “bir”in taşmasıyla (südur ile) gerçekleşir. İlk ortaya çıkan “us”tur. Yani oluşan “Evrensel Akıl (Nus) ”dır ve Platon'un idealar dünyasına karşılık gelir. İdeaların duyulur dünyayı oluşturması gibi, evrensel akıl da düşünerek “Evrensel Ruh”u oluşturur. Bu evrensel ruha bağlı olarak diğer bireysel ruhlar da oluşmuştur. Yani bireysel ruhlar, özünde evrensel ruhun parçasıdırlar. Bu nedenle bu ruhlar ölümsüzdür. Bu şekilde ruh, şekil ve nitelik kazanarak nesnel dünya (doğa)yı oluşturur, buradan da özdek meydana gelir. Ölümsüz olan bu ruh, bedene de şekil verir ve onu ayakta tutar. Ruh, kendisini koruduğu sürece beden yaşar ve bedenin ölümüyle ruh kendine yeni bir biçim arar. Ruh bedeni terk ettiğinde beden çürüyüp dağılır, bu nedenle ruh bedenden üstündür.Beden, parçalardan oluşur; ruh ise bölünmez bir bütündür ve bedenin her noktasındadır. İnsan, ruh ve özdekten oluştuğundan, “ bir”e ulaşmak için özdek tarafını yenmelidir çünkü özdek bire en uzak olandır. İnsan duyulur şeyleri algılar, sonra aklın erişebildiklerini irdeler ve son olarak esrime ile tanrıya döner. İnsanın tanrıya dönüşü, onun yaşamının ereğidir. Plotinos'tan sonra Yeni Platonculuk akımı devam etmiş fakat hayalci bir nitelik kazanmıştır. Buna rağmen südur öğretisi, çok tanrılı inançlarda etkisini göstermiştir. Yeni Platonculuk, 13.yy.da Aristoteles felsefesi ile yeniden gündeme gelmiştir.
Kaynaklar:
Orhan Hançerlioğlu / Felsefe Ansiklopedisi - Kavramlar ve Akımlar Bölümü- Orhan Hançerlioğlu / Felsefe Ansiklopedisi - Düşünürler Bölümü- Orhan Hançerlioğlu / Felsefe Sözlüğü Bertrand Russel / Batı Felsefesi Tarihi - İlkçağ Cilt 1- Ord. Prof. Dr. Ernst von Aster / İlkçağ ve Ortaçağ Felsefe Tarihi |