EKİN Aytaç Timur
"İnsanoğlunun amaçlarına varma, gönenç ve güvenliğini sağlama aracı olan ekin1, işlevsel nedenlerle oluşmuştur. Hiçbir bireysel ya da toplumsal sosyal etkinlik yoktur ki doğal ya da duygusal olsun. Nefes alma, kan dolaşımı ve benzer fizyolojik olaylar bile bir ölçüde ekinin etkisi altındadır. Ancak bu etki karşılıklı olup sözü edilen fizyolojik olaylar da ekini az çok etki altına alıp insan ruhunu büyücülüğe, bilim dışına götüren ekinsel sistemlerin doğuşuna ön ayak olurlar… İnsan yaşamına normlar, görenekler, gelenekler, kurallar egemendir. Gelenek tarafından düzenlenen ve yeknesaklaştırılmış bedensel davranışların tüm şekillerine görenek2 diyoruz."3 İnsanın ortaya koyduğu her türlü yaşam olgusu, ekinseldir. Doğayla karşıtlık içinde durur. Doğal olan ekine ait değildir. İnsan usuyla, emeğiyle doğal olmayan bir yaşama biçimi geliştirmiştir ki biz buna ekin diyoruz. Bu yaşama biçimi tanımlaması dilden inançlara, geleneklerden göreneklere kadar, insan ilişkilerinden düşünme biçimlerine kadar her alanı kapsar. Bu nedenle belirleyicidir. Ekinin incelenmesi kendi yaşamımızı durulaştırmak, anlamlandırmak, arındırmak ve geliştirmek anlamlarını barındırır. Bir tür çözümleme kapsar. Bu çözümleme değişmeyi yadsırsa yanılır çünkü ekinler değişir, dönüşür böylece de gelişir. Örneğin bir tiranın yönetiminde, özgürlük yalnız tiran için söz konusudur, oysa demokrasi söz konusu ise, yasa kavramı (hukuk) belirir ve yasa önünde her birey özgürdür. Böylece ekin dönüşmüş, ilerleme gerçekleşmiştir. "Ekin özdeksel bir olay olmayıp, eşyalardan, insanlardan, davranışlar ya da heyecanlardan oluşmuş değildir. Bu şeylerin örgütlenmesidir; bu şeylerin insanların bilincinde olan şekilleri, bunları anlayıp birbirine bağlamak ve ayrıca yorumlamak için kullandıkları modellerdir."4 Ekin bilinçdışında, kendiliğinden tekrarlanır. Bebek içine doğduğu ekini farkına varmadan giyinir. Konuşmaya başlayarak çocukluğa girmesiyle çevresinden aldığı kavramlar bu süreci pekinleştirir. Ekinin ürünü olan dil artık onun ana dilidir, bu dili kullanmaya başlar. Ailesinin göreneklerini farkındalığı olmadan yaşamaya başlar. Hatta düşünceleri bile istençsiz öğrendiği ekin çerçevesinde edilgin olarak oluşur, ancak öğrenme tam bittikten sonra etkin olmaya başlar. "Kültür her şeyden önce, insanın (toplum da içinde olmak üzere) doğayı değiştirici etkinlik süreci ile bu sürecin ürünleri ve sonuçlarıdır. Dolayısıyla kültür, insanın bu yaratıcı etkinliği yoluyla, yani insani emek yoluyla üretilmiş maddi ve manevi değerler ile insanın öz güçlerinin bu değerler içinde nesnelleşmesini içerir. Bu da, insanın kendi ürünü olduğu doğayı (toplumu) insani kılışı demektir. Yani kültür, insanın kendisiyle birlikte doğayı da insanileştirmesi sürecidir."5 Dilimize batı dillerinden geçmiş olan kültür sözcüğü, genel kullanımda, edebiyat ve sanat alanlarında incelmiş, bunlar arasında sağın bağlar kurabilen, okumuş yazmış ya da en kısa anlatımla ‘bilgili' anlamında da kullanılmaktadır.6 Bu metinde bu anlamı ele alınmamıştır. Birbirine yakın biçimlerden oluşan ekinler bir araya gelerek uygarlıkları oluştururlar ki örnek olarak İslam Uygarlığı, Batı Uygarlığı vb verilebilir. Uygarlık kavramı ile ekin artık belirli coğrafi ya da ulusal sınırı aşmış, içerdiği bir takım öğelerle, farklı ekinleri de kolaylıkla kapsayacak bir boyuta gelmiştir: "Antik dönemde, başıbozuk düzensiz yaşamdan yasalı ve düzenli yaşama (kırsaldan kente) geçiş, eşdeyişle kent yaşamı, uygarlık kabul edilmişti. Günümüzde uygarlık, kültürler içinden insanlığa mal olmuş değerler toplamıdır. Uygarlığı oluşturan bu değerler, insanın yaşam düzeyini yükselten; insanı özgürleştirip bu özgürlüğü de güvence altına alan ve yaşamı kolaylaştırıp mutlandıran değerlerdir. Örneğin zanaatlerden sanata geçiş, kültürden uygarlığa geçiştir. Sanat, insan duygusunu geliştirmek, yaratıcılığı arttırmak ve insanlar arası estetik değerlerin yaygınlaşmasına neden olmakla uygarlık alanına girer. Bu bağlamda sanatla inceltilmiş kültür, uygarlıktır. Sonuç olarak kültürler bilim, sanat ve felsefeyle inceden inceye işlenerek rafine edilirler ve ortaya yüksek yaşam biçimleri olan uygarlıklar çıkar."7 Binlerce yıllık insanlık tarihinin bütünlüğü içinde baktığımızda, ekinlerin uygarlıklar karşısında her geçen gün daraldığını görüyoruz. Örneğin Hıristiyanlık dini ile birlikte İtalyan ve Portekiz ekini arasında benzerlik kurulmakta ve din o coğrafyada daha köklü yerleştikçe farklılıklar en aza inmektedir. Yani uygarlığın sınırları zamanla genişlemektedir. Dinden farklı olarak uygarlıkların genişlemesine ikinci önemli katkıyı imparatorluklar yapmıştır. Roma, Osmanlı, Britanya, Rusya, Fransa gibi imparatorluklar yayıldıkları her bölgenin ekinini değiştirmiş, diğer coğrafyalarla benzer özelliklerin artmasını sağlamışlardır. Ancak modernizm, tarihte hiçbir olgunun olmadığı kadar, bu sürece hız kazandırmıştır. Hiçbir dini, coğrafi vb bağı olmayan ekinleri birbirlerine benzetmiştir. Örneğin bir Arjantinli ailenin koltuk takımı ile bir Türk aileninki tıpa tıp aynı olabilmektedir. Bu yeni olgu üstelik insanlık tarihi boyunca gelişmeye ve ilerlemeye en çok direnen Çin, Japon, Kore gibi ekinleri bile şaşırtıcı bir biçimde etkisi altına almıştır. Bin yıllardır değişmeyen elbiselerini giymez olmuş, tüm evrensel sanatlarda üretim yapar seviyeye yükseltmiştir. Baş döndürücü bir hızla değişen yaşamlar, eskiden hiç konu olmayan kuşaklar arası çatışmaları doğurmuş, eski değerler yerini yeni değerlere bırakmıştır. Bu değişim, yeni değerlere uyum sağlayamayanlarda kızgınlık ve şaşkınlık yaratmış, tepkileri ise hemen hemen hiçbir yerde değişimi engelleyecek güce ulaşamamıştır. Modernizmin nedenlerini bir takım coğrafyalara, dinlere, uluslara hatta mezheplere bağlamak isteyenler ise modernizmin dünya ölçeğinde gördüğü kabulü açıklamakta güçlük çekmektedirler. Çünkü dünyanın hemen hiçbir noktası yok ki, oraya modernizm girmemiş olsun. Her din, her görenek bu yeni olgu karşısında şaşkın ve savunmasız. Farklı ekinlerin benzer uygarlıklara dönüşmesi, dünya ölçeğinde en çok Yahudileri rahatsız etmiştir. Çünkü uluslarının varlığı toprağa değil, ekine bağlıdır. Ekinlerin erozyona uğradığı modernizm içinde artık Yahudilerin de uluslarını bir arada tutma olanakları gittikçe daralmaya başlamıştır. Yahudiler gibi, başka ulusların arasında azınlık olarak yaşayan diğer tüm uluslar için de aynı sorun baş göstermiştir. Sadece o dinden ya da o ulustan olanlarla evlenme zorunluluğunu yeni nesillere anlatmak zorlaşmıştır çünkü yeni nesil ancak aşık olduğu biriyle evlenmek istemektedir. Dünyadaki tüm azınlıklar için öncelikli bir sorun olarak duran bu olgu, giderek tüm uluslar için orta yerde durmaktadır. İnsanlık her geçen gün evrensel bir kavram olarak daha çok belirmekte ve önem kazanmaktadır. Ulusların sınırları kalkmakta, ortak değerler, ortak yasalar önem kazanmakta ve tek ekinli bir dünya doğmaktadır. Bu süreç kesintilere uğrayabilir ama artık geri dönmeyecektir. Çünkü hiçbir güç çağın karşısında duramaz. 1 Kültür 2 Âdet 3 B. Malinowski, Une theorie scientifique, syf: 60-61, aktaran Burhan Oğuz 4 W. Goudenough, Cultural anthropology and linguistics, syf: 36, aktaran Burhan Oğuz 5 Oral Çalışlar, Ulusal kültür ve sanat, syf: 7 6 Tom Bottomore, Marksist Düşünce Sözlüğü, Kültür maddesi, syf: 372 7 Bülent Gürkan, Us Düşün ve Ötesi Dergisi, Sayı 5 syf: 33-34
|