Anlak Kıpısı ve Eytişimsel Us

Kenan SAĞLAM

 

Bir kavramı tek başına ele aldığımız zaman onu soyutluyoruz ve bağıntısız olarak onu doğruluyoruz. Bunu yapma yetisi; anlak. Çünkü bu aslında hiç de göründüğü gibi soyut değil; zorunlu olarak karşıtı ile bağıntılı. Bu karşıtlığa geçiş, düşünce devinimi, ilerleme. Anlak tekil olarak alıyor. Anlak karşıtlık ilkesini görmüyor ve eksik bir iş yapıyor. Düşünce, başlıyor; varlığı ele alıyor; varlığın yokluk olduğunu görüyor. Felsefe tarihinde bunu ilk kez Herakleitos yapıyor. Bunu us görüyor. Zenon'da da var bu karşıtlık birliği düşüncesi. Parmenides de yok; o diyor ki, varlık vardır; yokluk yoktur. Onların birlikteliğini kabul etmiyor. Sorun şurada: bu karşıtlık ortaya çıktıktan sonra ne yapacağız? Bu ilerleme mantıklı görünmüyor gelebilir. Yani bir kavramın karşıtıyla zorunlu ilişkisi.

Mantıksal düşüncenin üç yanı var: birincisi, soyut ya da anlayan. İkincisi, eytişimsel ya da olumsuz ussal. Üçüncüsü, kurgul ya da olumlu ussal.

Mantıksal olgusal her kavramın, her şeyin üç kıpısı vardır. Bu bir ayrışma değil. Mantığın üç yanı değil, üç kıpısı. Aslında bunlar birbirinden ayrılmıyorlar ama çözümlemede anlamak için ayırıyoruz.

Anlak doğal bilince daha yakın. Ya da aslında doğal bilinç derken kastettiğimiz; anlak. ‘Varlık varlıktır' diyerek Parmenides, anlak kıpısını temsil ediyor. A = A özdeşlik ilkesi. Bir şey kendisidir ve başka bir şey değildir.

Eytişimseli gördük, karşıtı var, anlak çürütülüyor.

Kurgul us için Herakleitos'u hatırlayalım: Karşıtların birliği. İki karşıt aslında bir. Bu bir düşünce oyunu değil. Tersine en sağlıklı biçimde düşünebilmek için felsefe yapıyoruz. Şimdi, bu ne demek? Karşıtların bir olduğunu söylemek ne demek?

Herhangi bir evrensel, tikelin karşısında ayrı tutulursa, bu yolda kendisi de tikel olarak belirlenir. Ya da sonsuzu sonlu olandan ayırırsak, sonsuzun kendisi de bir sonlu olur; çünkü sonlu tarafından sınırlanır. Evrenselin tikeli kapsaması gerekir. (devam edecek)