Ömer Hayyam'ın gönül izni takipte..... Nisabur

 

Ekim 2003'te ikinci İran gezisinde bu guzel insanin dogdugu ve mezarinin bulundugu sehri ziyaret etme firsatim oldu. Hayyam 1047 senesinde Nisabur'da dogdu, o donem medreselerin ve ilim merkezlerinin bulundugu bir bolge olan Horasan sinirlari icindeki bir sehirde..

Asil adi Giyaseddin Ebu'l Feth Bin Ibrahim El hayyam,bir cadircinin ogluydu bu yuzden soyadi farscada cadirci anlamina gelen Khayyam. Mantik, felsefe, matematik ve astronomi egitimi gordu. Horasan'in buyuk sehirlerinden Belh, Buhara ve Merv'de bulundu. Astronomi ve matematik dallarinda bircok calisma yapti; cebir risalesini Semerkant'ta kaleme aldi. Bilim ve felsefede Ibni Sina'yi izledi, bunlarin yaninda tip, lugat, fıkıh ve tarihte de soz sahibi taninmis biri oldu. Ama bizler Hayyam'i daha cok rubailerinden taniriz ya da daha yeni yeni Amin Maaluf'un Semerkant isimli kitabindan.., gercekci olalim bu guzel kaleme alinmis kitaptan once Turkiye'de kac kisi bu buyuk filozof sairden haberdardi?

Hayyam kendi doneminin insanlari tarafindan da bir kenara itilmisti ,her diger dusunen insanin itildigi gibi..cunku o onlar gibi dusunmuyordu,cok cesurdu dusundugu ve kafasindan gecen her duyguyu disa vuruyordu ve rubailerinde Yaradan'a neden beni yarattin sorusunu sormaya cesaret ediyordu. Hayyam dinsiz sayildi ve rubaileri bir daha agiza alinmadi.., ta ki Fitzgerald bunlari bulup ingilizceye cevirinceye kadar.

Hayyam, hayati sorgulayan biriydi,cevaplari acik ve netti..Mazi karmakarisik bir anidan ve dusten ote birsey degil; gelecekse mechul. Oyleyse yasadigimiz su ani, bir goz acip kapayana kadar gecip maziye gomulecek su ani idrak edip mutlu olalim. Bu an gecti mi elimizde birsey kalmayacak artik. Elimizden geldikce gamı, kederi uzaklastiralim basimizdan; bilineni bilinmeyene satmayalim;pesini veresiyeye feda etmeyelim. Pencesinde ezilmeden once alalim intikamimizi hayattan..... (Sadik Hidayet "Hayyam'in Teraneleri" kitabindan)

Iran'da sairlere saygi cok buyuk,herbiri adina turbeler yapilmis bunlar genis bahceler icinde insa edilmis... bu geziden once de Siraz'da Hafiz'in Turbesi'ni ziyaret etmistim, inanilmazdi sadece mimari acidan soylemiyorum, burasi yasayan bir turbeydi. Iran'in her yerinden insanlar akin etmislerdi, mezarinin basinda onun guzel siirlerini okuyorlardi..

Hayyam'in Turbesi de genis bir yesil bahce icinde sanki onun siirlerinden bir satir gibi, guller ile donatilmis kus civiltilari ile dolu, sanki bir cennet bahcesi gibi... tam onunda istedigi gibi. Turbe bir astronoma yakisir sekilde;mezarin ustunde yildiz cinileriyle bezenmis bir gokkubbe yukselmekte,mezari cokgen dusunulmus,matematikci dusunur icin..ailesi unutulmamis ,soyadina atfen turbenin yanindaki duvarlarin taslari yanyana cadirlar seklinde yontulmus birer birer ,emek verilmis her tasina belli.

Bahcenin icinde,turbeye yakin hos bir cay bahcesi yapmislar, safranli cay veriyorlar yaninda safranli sekerle..ben de durur muyum Hayyam 'in guzel bir siirini okudum kendimce ve hic yapmadigim birsey yaptim onun icin..sarap icmedim tabii ki( icmek istesem de malum Iran topraklarindayim her nekadar Omer'in sofrasinda olsamda) nargile cektim..Bir elimde safranli cayim ,basimda duman,dilimde Hayyam,gonlum onun gonlunde daha ne olsun?..

Hayyam der ki:

Yazik,gencligin defteri duruldu gitti!

Hayatin o taze bahari guz oldu gitti!

Adina genclik denilen sey var ya,

Anlamadim ki; ne zaman geldi, ne zaman gitti?