![]() |
|
|
BİR FENOMEN OLARAK KAFKA Orhan Tuncay
1883-1924 yılları arasında çok da uzun bir ömür sürmemiş olan Kafka'nın dünya edebiyatında önemli bir yeri vardır. Sembolik yaklaşımları her zaman ilgi çekmiş ve çeşitli yorumlara neden olmuştur. Özellikle hayvanları insanlaştırmış, insanları hayvanlaştırmış ve birçok yapıtına mitsel bir hava vermiştir. Kısa bir yaşam kronolojisi şu şekilde özetlenebilir: 3 Temmuz 1883'de Hermann (1852-1931) ve Julie'nin (1856-1934) oğlu olarak doğdu. 1889, 1890, 1892 yıllarında kız kardeşleri Elli, Valli ve Ottla doğdular. İki erkek kardeşi bebekken öldüler. 1893-1901 yıllarında, Prag Alman Lisesine devam etti. Spinoza, Darwin, Nietzsche okudu. 1901-1906 yıllarında Alman edebiyatı öğrenimi, sonra da Prag Üniversitesi'nde Alman Hukuku öğrenimi gördü.1902 yılında Max Brod'la tanıştı; Felix Weltsch ve Oskar Baum'la arkadaş oldu. Prag'da doktorasını tamamladı. 1907 yılında İtalyan sigorta şirketi Assicurazioni Generali'de işe girdi. 1908 yılında da yarı resmi, İşçi Kazaları Sigortası Enstitüsü'nde işe girdi. Temmuz 1922'de emekli olana dek çalıştı. Max Brod'la yakın arkadaş oldu. İşinin öğleden sonra erken bitmesi nedeniyle yazmaya ayıracak vakit bulabildi. 1911-12 yıllarında Alman Yahudileri Tiyatrosu sanatçısı Isak Löwy ile arkadaşlık kurdu. Yahudi folkloru üzerine çalışmalar yaptı. 1912 yılı onun için bir dönüm noktası oldu. Eserlerinde etkisi çok olan, iki kez nişanlanacağı ve ayrılacağı Felice Bauer ile tanıştı. Daha sonra Bauer'le bozulan aralarını bulmaya çalışan Greta Bloch ile de ilişkisi oldu. Bazı kaynaklara göre Bloch, Kafka'dan, küçük yaşta ölen bir erkek çocuk doğurdu. 1918 yılında bir sinagog sorumlusunun kızı olan Julie Wohryzek ile tanıştı. 1919 yılında onunla kısa bir nişanlılık süresi geçirdi. 1920 yılında Milena Jesenská- Pollak ile Viyana'da tanıştı. Evli ve mutsuz olan Milena ile duygusal bir yakınlaşma yaşadı. 1922 yılından sonra bu ilişki de koptu. 1924 yılında tanıştığı Dora Dymant ile birlikte Berlin'de yaşamaya başladı. 1924 yılında veremden öldüğü zaman Dora Dymant yanındaydı. Romanlarının bir özelliği de bitmemiş olmalarıdır. Şato, Amerika ve Duruşma adlı romanlar yazdı. Ölümünden sonra, günceleri, Felice'ye ve Milena'ya yazmış olduğu mektuplar yayınlandı. Bunların gün ışığına çıkmasında arkadaşı Max Brod'un katkıları büyük oldu. Kısa roman veya bir sayfalık öykü olarak adlandırılabilecek bir çok öykü yazdı. Yayınlanmamış olanların ölümünden sonra ortadan kaldırılmasını talep etmiş olmasına rağmen Max Brod arkadaşını dinlemeyerek eserlerini yayınladı. Kafka, çeşitli toplumsal sıkıntıların dışa vurulmasıyla ve değişik üslubuyla önce 1920 yılında Almanya'da dar bir çevrede tanınan bir yazar oldu ve daha sonra kısa zamanda bütün dünyada ün kazandı. Almanya'da 1950 yılında tekrar güçlenen bir ilgiyle eserleri topluca Alman dilinde yayınlandı. Kafka, bunalımlarını kağıtlara dökerek rahatlayan zavallı birisi miydi, yoksa geleceğin kahini olan bir dahi miydi? Kafka yalnızca bir edebiyat yazarı değil aynı zamanda bir filozof olarak da tanımlanmaktadır. Tüm araştırmacılar açısından en önemli olan konulardan birisi ise günce ve mektuplarının da yayınlanmış olmasıydı. Bu durum, Kafka'nın ve eserlerinin daha geniş bir veri tabanından değerlendirilebilmesi anlamını taşıyordu. Kafka'nın fazla dolaşmayı sevmeyen, yeniliklere ve topluma karşı çekingen bir yapısı vardı Felice'ye yazdığı mektuplardan birisinde o zamanın yeniliklerinden olan telefon karşısındaki korkusunu şöyle ifade ediyor: Eğer telefonda gülebiliyorsan, telefon kullanmayı çok iyi beceriyorsun demektir. Telefon düşüncesi, bana gülmeni unutturdu. Aksi halde, postaneye dalarak sana iyi akşamlar dilememi engelleyecek ne vardı ki? Ama orada bir saat oturmak, bağlanmayı beklemek, endişe nedeniyle sandalyeyi sıkıca kavramak, sonunda çağırılınca titreyerek ve aceleyle telefona koşmak, sonra zayıf bir sesle seni istemek ve sonunda yanıtlayamayacak bir durumda sesini işitmek. Kafka, entelektüel toplantılara fazla girmeyen, yaşadığı sürede ülke aşırı bir şöhreti bulunmayan, psikolojik durumunun yanında (özelikle de otoriter bir babaya karşı istemeden boyun eğmenin getirdiği iç çalkantıları vardı) sürekli hastalık çeken, ama yazma ateşiyle yanan bir kişiliğe sahipti. Güncelerinde, yazmak ve çalışmak arasında nasıl bir kıskaçta olduğunu belirtiyordu. Yazılarında başarılıyken işte başarısız, işinde başarılıyken yazdıklarında başarısız olduğunu söylemesi de hiç şaşırtıcı değildi. Etkileyici bir düş gücü aktarımı olan Kafka'nın, tarzını Edwin Muir açıklıyor: Düş gücünün niteliği aynıdır. Daha gerçekçi ve ayrıntılı biçimde anlatılmaya başlanınca daha da garipleşen, garip bir dünyaya doğru bizi çeker… Ama dehasının özü, kestirilemeyen ve alegorik bir anlam yüklenemeyecek olan düş gücü dönüşümlerinde yatar. Bu, her şeyle ilgili belirsizlik duygusu ifadesinin inatçı bir gariplikte ortaya konmasıdır. Kısaca, Kafka'nın gizi garip olanı makul bir gerçekmiş gibi aktarmasında, diğer canlılara insan özellikleri verirken saçmaladığı gibi bir düşünceye hiç düşmememizde ve belki de bu masalsı anlatımlarda kendi varoluş sorunlarımızı duyumsamamamızda yatmaktadır. Edebi gücü ile ilgili bir betimlemeyi de Fischer'den aktarmak istiyorum: …Çoğu yazarlar çalışma sürecini, aşırı enerji harcamaktan kaçınarak, her gün belirli bir bölümünü tamamlayabilecekleri bir akışa dönüştürebilirler; başka bazı yazarlar da ancak iç gerilimlerini bir doruk noktasına vardırarak her türlü ölçünün dışına çıktıkları bir konumda üretebilirler. Kafka bu yazarlar arasında yer alır. Kafka'nın edebiyatını etkileyen unsurları, eserlerinin satır aralarından, güncelerinden ve mektuplarından çıkartıyoruz. O, yaşamını, toplumsal sıkışmalarını, aile problemlerini ve aşklarını romanlarında yansıtmıştır. Her biri ayrıntılarıyla açıklanabilecek olan ve eserlerinde etkili olan unsurları yalnızca başlıklar altında vereceğim: Ayrıntıları merak edenler çıkacak olan kitabımı okuyabilirler. a. Yazım tarzı: Sembolik, düşsel ve alegoriktir. b. Baba İmgesi: Baskıcı baba nedeniyle ortaya çıkan motifler sıkça çeşitli baskıcı kişilikler altında görülür. c. Yabancılaşma: İnsanın topluma yabancılaşmasının bunalımları anlatılır. d. Toplum ve Bürokrasi: Kendisi de bürokrasi çarkının içersinde görevliydi ve avukattı. Gerek devlet, gerekse özel bürokrasiden sıkça ve garip bir biçimde bahseder. e. Toplumsal Kimlik: Yahudi, Alman, Çek kimliği arasında sıkışmış olmasının yansımalarını, yazılarındaki toplumsal yaklaşımlarında görebilirsiniz. f. Kadınlar: Bir türlü evlenemediği kadınların bir kısmının uzakta olmaları ve onlarla yaptığı yazışmalar eserlerinde ilham kaynağı oldu. Kafka'yı bir edebiyatçı, bir filozof ya da kahin yapan koşulları çok kısaca duyumsadık. Güncelerinden ve mektuplarından asıl sorununun felsefe yapmaktan çok edebiyat yapmak olduğu çok açık. Ancak kullandığı sembolik anlatım, içinde bulunduğu koşullara bağlı olarak anlatımlarında varoluş ve toplum sorunlarını yansıtıyor olması onu değerlendiren kişilere yazılacak geniş bir alan sağlamıştır.. Garaudy eserlerini ölümsüzleştiren önemli bir konuya parmak basıyor: Kafka'nın derdi tikelin genelle, bireyin bütünle kesişme noktasını bulmaktır. Herkesin yalnızca kendisine ait olan görevini; cemaat, ortaklaşma içindeki gerçek yerini ve bu durumun ona uymakla yükümlü tuttuğu yasayı ortaya çıkartmaktır. Kafka bir sürü labirentler, düşsel hayvanlar, çıkmaz sokaklar ve aşılamaz bürokrasilerden bahsetmiştir ama zaman zaman bir avukat edasıyla, yeri geldiğinde iş birlikçiler arayarak mücadelesini sürdüren bir yapıdadır kahramanları. Kahramanlarındaki gerilimi, sıkıntıyı ve korkuyu rahatça duyumsayabilirsiniz. Son olarak, Kafka'nın yaşama nasıl baktığını bir de kendi güncesinden görelim: Burada herkese inançla ilgili olarak yöneltilen iki soru var: İlki, bu yaşama inanılıp inanılamayacağı, ikincisi, yaşamın bir amacının olup olmadığı. Soruların ikisi de kendi yaşamlarını gerçek olarak bildiklerinden, herkesçe çabuk ve kesin olarak evetleniyor; öyle çabuk oluyor ki bu, sorunların doğru anlaşıldığından şüpheye düşürüyor bizi. İnsanın kendi evetini böyle çabuk harcamadan önce, ona giden yol üzerinde biraz uğraşması gerek oysa; neden denirse, sorunların baskısı altında verilen yanıtlar, yüzeyden derinlerde bile karmaşık ve elden kayıp gidiveren yanıtlardır .
METAMORFOZA BAKIŞ Metamorfoz Kafka'nın uzun öyküleri arasında en ilgi çekenidir. Gerçi, kuruluşu, bölümleri, çeşitli karakterleri ve zamana yayılması açısından daha çok kısa bir romanı olduğu söylenebilir. Ancak Kafka'nın diğer romanlarıyla karşılaştırıldığında, öyküye daha yakındır. Diğer romanlarındaki gibi uzun betimlemeler yoktur. Ama birçok öykü ve romanlarında olduğu gibi ayrıntılı ve şaşırtıcı (hatta bu öyküde iç burkucu) tanımlamalar vardır. Hayvan gibi insanlar ve insan gibi hayvanlar Kafka'nın eserlerinde sıkça kullanılmıştır. Ancak bu dönüşüm, Samsa'nın bedensel olarak bir hayvana dönüşürken, insan duyarlılığını kaybetmemesi yüzünden duyduğu ıstırabı ele alarak, bu ıstırabın adeta içimize işlemesine neden olmaktadır. Her şeydan önce Kafka bu böceğin isim olarak tanımlamasının yapılmasından kaçınmıştır ve böceğin ne olduğunu yalnızca betimlemelerinden tahmin edebiliriz. Hatta bu konuda o kadar titiz davranmıştır ki, yayıncısının bir böcek resmini kapakta kullanmasına izin vermemiştir. Metamorfoz üç bölümden oluşuyor. Her bölümün sonunda yuvasından çıkarak insanlara doğru ulaşmak isteyen duygusal böcek, ailesinin iğrenme duygularıyla odasına geri püskürtülüyor ve bu konuda en yetkin otorite de baba olarak ortaya çıkıyor Gregor'un büyük bir değişim geçirdiği hatta dönüşüme uğradığı bu durum neyi ifade etmektedir? Yetenekleri kısıtlanmış, bir odaya hapis olmuş, iğrenç bir görünüm almıştır. Ama en dramatik olan insani duyarlılığını kaybetmemiş olmasıdır. Başkaları onu anlamamasına rağmen o başkalarını anlamakta, özellikle de kendisi için sarf edilen olumsuz sözler onu kahretmektedir. Sesi gittikçe kaybolmaktadır. Bazı değişimler içsel olurken, bazıları da bu dönüşüme karşı verilen tepkilerden kaynaklanmaktadırlar. Bu tabloya sosyal bir bakış açısıyla bakıldığında yabancılaşma temasını görebiliriz. Kafka burjuva toplumu ve bu toplumun talepleri karşısında bunalan ve yabancılaşan kişinin nasıl bir böceğe dönüştüğünü betimlemektedir. Bu yaklaşımını patronu karşısındaki çaresizliğinden, ona ne kadar sadık olduğunu kanıtlama çabasından algılayabiliyoruz. Otorite ve rutin görevler (yolculuklar ve otellerde konaklamalar biçiminde anlatmaktadır), para kazanma sorumlulukları (para kazanmasının önemi ve bunun dışındaki sevgisizlik de öykü de açıklanmaktadır) ile köşeye sıkışmıştır. Psikolojik açıdan yaklaşılınca, babasına anlatamadıklarını aktarmaktadır. Hatta annesi ile olan uzaklık fikri de açıkça görülmektedir. Sıkıntılar ve ona karşı fikirlerle birlikte de olsa en fazla destek kız kardeşten gelir. Aslında bu kendi yaşamı ve aileye bakış açısıdır. Başka açıdan bakınca da babayı bir dereceye kadar alt etmiştir. Başlangıçta, bu nedenle çok önem kazanmamış olsa da, eve bakan odur. Ama sonunda güçsüzlüğünün kabulü ve babası tarafından aşağılanmaları baskın temalar olarak ortaya çıkar. Öyküyü çekici kılan ve üzerinde çok konuşulmasına neden olan unsurlar arasında, böceğe nasıl ve neden dönüştüğünün ve nasıl bir böcek olduğunun bilinmemesi ilk sırada yer alıyorlar. Ayrıca, hep yaptığı gibi metaforik bir yaklaşım kullanması çeşitli yorumlara yol açıyor. Tabii ki öykü günce ve mektuplarıyla birlikte değerlendirince makul bazı sonuçlara varılabiliyor. Gregor'un ölümünün aile ve özellikle kız kardeşte yeni bir değişim/dönüşüme yol açıyor olması da ilgi çekici. Kafka ailesinin gözünden kendisine bakarken, adeta kendi ölümüyle onları özgürleştiriyor.
| ||||