"Usunu kullanma cesaretini göster!" - Immanuel KANT

 


Borges ve okur

Aytaç Timur

 

“ ‘Doğru cevabı satranç olan bir bilmecede geçmeyen tek sözcük hangisidir?' Bir an düşündükten sonra cevap verdim: ‘satranç sözcüğü' ‘Tam üstüne bastınız' dedi Albert. ‘Yolları Çatallanan Bahçe, konusu zaman olan uçsuz bucaksız bir bilmece ya da mesel; bu çok gizli nedenden ötürü zaman sözcüğü geçmiyor. Bir sözcüğü hiç kullanmamak, onun yerine yetersiz benzetmeler ve dolambaçlı anlatım yollarına başvurmak, onu vurgulamanın belki de en etkili yoludur.'”

Yolları çatallanan bahçe, Borges'in en etkileyici öykülerinden biri. Yazın sırrı, satranç benzetmesinde gizli. Hiç vazgeçmediği sırrı. Borges'in kısacık öykülerinin bu denli etki yaratmasının formülü nedir? Mutlaka okurun sevgisi. İçtenliğine bizi inandırması. Aleften sözederken bile;: "...Ben bir tek dev saniye içinde hem fevkalade hem korkunç olan milyonlarca eylem gördüm; hiçbiri de beni, hepsi mekanda aynı noktayı kapladıkları halde, birbirlerini gölgelememeleri, örtmemeleri kadar etkilemedi. Gözlerimin yakaladığı şey eşzamanlıydı, ama şimdi yazacaklarım zaman içinde sıralanacak, çünkü dil sıralayıcıdır.' Evlerinin mahzenindeki ‘evrendeki bütün öteki noktaları içeren' metafiziksel bir oluşumdur alef. Alefin yerleştirildiği, mahzendeki merdiven altı, onun içinden bakmak için gövdesinin aldığı duruş vb, bizi –okuru- bilinçdışımızdaki böyle olağanüstü olgulara inanma kıvamına getirir ve inanırız. Üstelik kullandığı arı ama dolanbaçlı yol bizi büyüleyerek. Dili dolanbaçlıdır ama hemen her okur rahatlıkla o çatallı yolları izleyebilir, bu izleme öyle bir yolda gelişir ki zamanla okur kendini çok zeki hisseder. Oysa bizde bu zeki olma hissini uyandıran da yine yazarın kendisidir.

Öykülerindeki arı ussallığa, ince bir tül gibi giydirilmiş olan ve içgüdüsel olarak farkına vardığımız renkler ise okura hissettirdiği tatlar bakımından olağanüstüdür. Masallarla ve mesellerle yan yana ilerleyen anlatım, kimi zaman bizi gerçeküstüne taşırken, kimi zaman da kendi yaşamlarımızla paralellikler kurmamızı sağlar. “Uqbar'lı kafirlerden birinin, insanın sayısını çoğalttıkları için aynaları ve çiftleşmeyi tiksinç saydığını hatırladı”.

Ireneo Funes, Bellek Funes öyküsünün hiçbir şeyi unutmayan kahramanı ve “… ordusundaki her askeri ismiyle çağırabilen Pers kralı Krezüs; topraklarında konuşulan yirmiiki dilde yasa dağıtan Mitridates; bellek güçlendirme biliminin mucidi Simonides; sadece bir kez duyduğu her şeyi aynen tekrarlama sanatının ustası Metrodorus”. Kavranamayan zaman, Borges'in ana temalarından biri. Zaman hafızadan oluşmuştur ve hafıza da unutuştan meydana gelmiştir. Sonsuzluk ve rastlantıyla ilerleyen öykülere düşkündür yazarımız ve bunlar kendi yaşamımızın gerçeklerine inanmamızı kolaylaştırır. Kesinliğinden ya da varlığından şüphe etmediğimiz olaylar, insanlar yaratıp, sonra bizi şüpheye düşüren ve bu ikircikli ilerlemenin sonunu her defasında okura bırakan Borges, “gibiler” üzerine kurulu yorumuyla anlamı belirlemekten kaçınır, çok anlamlılığa yer açar. Sonsuzluk ve parça, düş ve gerçek iç içedir.

"Eğer elimde bir zenginlik varsa o, kesinliklerden değil, zihinsel karışıklıklardan oluşuyor" der Borges. Bu yolla okuyucu için çok çetrefilli konularda, zihnimizin en uç köşe kenarlarına sıkıştırdığımız yerlerde dolanır. Kader gibi, özgürlük gibi, evrenin gerçekliği ve sonu gibi çoktan bilmekte olduğunu düşündüğümüz konularda hiç de beklenmedik sorular üretir. Okur bunlara şaşırmaz, sanki çoktandır bu soruları soracaktır da Borges elinden tutmuştur. “Şu an ikimizin paylaştığı bir günah, diye mırıldandı Kral. İnsanoğluna özgü gerçek bir armağan olan Güzelliği tanımış olmanın günahı. Cezasını çekmek de bize düşüyor şimdi. Sana bir ayna ve altından bir maske verdim; işte sonuncu ve üçüncü bir armağanım. Sağ eline bir hançer verdi”.